Vatan Sana Canim Feda
Günlük Burçlara Göre Falınızı Okuyun
  • Sevgilim İstanbul

    Çocukken kirpiklerime tutunan buz parçacıklarını parmaklarımın arasında eritip, üşüyen ellerime hohlayınca uzaklara bakardım.

    Uzaklarda bir Ağustos ikindisine bakardım.
    Çatılarında martı seslerine kumru sesleri karışan bir şehrin ıslak mavi silueti kar tipisine karışıp uçuşurdu bulutların arasında.

    Güneş hüzmeleri kar tanelerinin içinde ışığın renkle olan o mükemmel, büyüleyici ve efsunkâr oyununu sürdürürken uzaklarda bir Ağustos ikindisine kanatlanır giderdim.

    Gitmek; kalanlar ve birlikte kaldıklarımız tükenmiş olduğunda gitmek isteriz sürekli.

    Gitmek; sığamadığımızda sığınmak isteriz yepyeni olana.

    Yüreğimizi, içimizi, beynimizi kavrayıp bizi ısıtıp sarıp sarmalayacak olana.
    Ruhumuzu ruhunda uyutup, avutup, yaşatıp bize huzur sunana.
    Aklımızı, mantığımızı, duygularımızı tatmin edene.
    Bizi bize anlatana.
    Varlığımızı fark edene.
    Işığımızı, rengimizi, kokumuzu, sesimizi fark edene.
    Nasıl gülüyoruz, nasıl bakıyoruz, nasıl yürüyoruz. Hepsini ve bunların hepsindeki bizi bize söyleyene.

    Gökyüzüne, denize, ırmağa, dağa, okyanusa, yağmura, kar tipilerine karışıp gitmek isteriz.

    Çünkü artık fark edilmiyoruz ruhumuzun fark edilmek istediği kadar. Uçurulmuyoruz ruhumuzun uçmak istediği kadar. Anlaşılmıyoruz beynimizin anlaşılmak arzusu kadar. Tatmin olmuyoruz durulmak istediğimiz kadar.

    Dip dalgalarımız tüketilmiştir. Var ya da yokuz. Oysa var isek var olduğumuz kadar var gösterilmek istiyoruz.

    Deniz hep var, gül hep var, çiçek hep var ama anlatan olmazsa o varın varlığı neye yarar. Var anlatılmak istiyor, varın güzelliği görülmek, güzelliğin varlığı bilinmek istiyor.

    Bu yüzden gitmek gitmek ve gitmek istiyoruz.

    Bilinmek, sevilmek, aşılmak istiyoruz. Çünkü aştık ve tükettik. Aşılmak, yeniden varedilmek, anlatılmak istiyoruz, anlatılmak var olduğumuz kadar.

    Bir şehre gitmek bir şehirden.

    Tramvay çanı tarih yüzlü yaşlı uzun binaların arasında çın çın öten bir şehre gitmek. Suları donmuş, titreyip üşüyen çatılarından buzları sarkmış bir şehirden seni alıp bir Şubatta karların güneşi emdiği Ardahan kuşluğundan yine sana geldim.
    Bir Ağustos ikindisinde Sultanlar Şehrine…

    Sudan suyuna aktım, yağmurla denizine damladım, ırmak ile okyanusuna karıştım bin bir
    çiçekli Kafkas dağlarından aşarak sana geldim.

    Kâbusta olsa parmaklarının kenetlediği parmaklarımı, beni hiç bırakma, hiç.

    Sevgilim İstanbul… Sevgilim Istanbul Sohbet Odaları

    F. K

    Facebook'ta Paylaş

    Yorumlarınız bizim için önemlidir